Okuduklarım. Gördüklerim. İzlediklerim. Sevdiklerim.
-Her şey yolunda mı ?
Arkamı döndüm. Kahve taştı. Yine gelmişti. Digerlerini kovduktan sonra elimde tek kalan, sonrasında da benden bıkıp giden minik adamım, beynime -yani evine- geri dönmüştü. Elinde valiziyle bana bakıyordu.
-Beni içeri almıyor musun diye sormuyorum sana. Burası benim evim. Çok rahatsız oluyorsan, sen gidebilirsin. Ama… Bu da önemli degil. Her şey yolunda mı ?
Pişkinligi hoşuma gidiyordu. Pişkinlikten ziyade kendini biliyordu, beni biliyordu. Bunun verdigi güvenle kuruyordu bütün cümlelerini. Hoşuma gidiyordu, çünkü benim minik adamım bana benziyordu.
Valizini beynimin en ücra köşesine yerleştirdi. Montunu çıkardı, yere attı.
-Misafir degilim evet, ama bana bir kahve yapmayacak mısın ? Bana öyle bakma, ben senden özür dilemeye degil, sadece konuşmaya geldim. Duydum ki Kurukahveci Mehmet Efendi’yle de aran açıkmış bu aralar. Her şey yolunda mı ?
Cevap veremeyecegim tek soru oldugunu biliyordu. Bile bile bana bunu soruyordu. Durdum ve:
-Yollar… diyebildim.
Yollar vardı. Birbirinden bagımsız. Hiçbirinin nereye gittigi belli degildi, ama aynı yere gitmedikleri kesindi. Yollar var-yoktu.
-Sürat öldürür. Bu arada bu kahve çok şekersiz. Bugün hava soguk, degil mi ? Sen soguk havayı hiç sevmezsin. Sen kışı sevmezsin.
-Benim kışı sevmem mühim degil ki. Elbet vardır kışı seven birileri, elbet mutlu ediyordur kış birilerini. Birileri mutlu oldugu sürece, mutlu olabilirim, öyle degil mi ?
-Sana büyü artık demeyi çok isterdim. Büyürsen aptal olursun ama, büyükler sorgulamaktan acizdir çünkü. Oysa ben biliyorum, her şeyi kabul edişinin bile altında, binlerce soru oldugunu. Bu yüzden demiyorum, diyemiyorum. Büyüdügün gün giderim ben. Büyük adam oldugun gün, dönmemek üzere giderim. Sana bunu yaparsam, kendimi asla affetmem.
-Neden bahsettiginden çok emin degilim. Olamıyorum.
-Ben de biraz bundan bahsediyorum.
-Neyden ?
-Hah, tam olarak bundan. Gözlerimi görüyor musun ?
Gözlerini görüyordum. Bana dik dik bakıyordu. Bütün oklarını gözlerinden, göz bebeklerime fırlatıyordu. Acıtıyordu bakışı. Sanki tanıdıktı. Ama daha önce bana böyle bakmamıştı minik adam. Sanki… Eskiden baktıgım gözler gibiydi. Ama hangileri ? Çok uzun zamandır bakmadıgım gözler vardı. Hepsinin içinden yollar geçerdi. Bakmadıgım için gidemezdim. Gitmedigim için, kendimi hiç affetmedim.
-Bana baktıgında ne gördügünü biliyorum.
-Bana da söyle, sana baktıgımda ne görüyorum ?
-Sen bulmak zorundasın bunu. Hatırlarsan sana artık karışmayacagımı söylemiştim güzel kız. Her şeyin en iyisini bildigini sen söylemiştin bana. Ne yaptıgının farkında oldugunu da.
-Bildigim şeylerin en iyisini biliyorum, dogru. Ama bilmediklerim var. Farkında olamadıklarım yüzünden ögrenemediklerim.
-Ögrenmekten korktukların, kaçtıkların, görmezden geldiklerin diyelim.
-Hayır, öyl…
-Birbirimize karşı dürüst olalım güzel kız. Ben senin beyninde oturuyorum. Bana yalan söylersen, yalanlarına göz kırparım sadece. İnanmam, bilirsin beni. Hala gözlerine bakabiliyorum ben. Peki senin hala bunu yapacak cesaretin var mı ?
Cesaret. Aptal. Korku. Aptal korkusuzlugu. Gözler. İki tane, üç tane, beş tane, on tane. Bir sürü var onlardan. Hepsinde yollar var. Yola çıkmak, cesaret ister. Korku, yolu mahveder. Yollar korku getirir. Aptal. Aptal. Aptal.
-Anladıgım kadarıyla sen artık inanmıyorsun. Ve korkuyorsun. Bakarsan eger, inanırsın çünkü. İnanmaktan korkuyorsun sen. Bakmak yerine, kaçmayı tercih ediyorsun. Kaçarsan, görmezsin. Görmezsen, bakmazsın. Büyü demeye dilim varmıyor. Bunu yaparsam affedemem kendimi. Ama büyürsen, korkmazsın. Büyürsen inanmazsın çünkü. Büyürsen masal anlatamazsın. Diyorum ya, dilim varmıyor.
-Ben artık masal anlatmıyorum.
-Seni susturdukları kadar masallar yazdıgını, her gece yıldızlara onları anlattıgını ben biliyorum. Sana ne demiştim hatırlıyor musun ?
-Bundan bahsetme demiştim ben de sana. Sus, hala uyuyorlar.
-Uyansınlar. Çok uzun zamandır uykudalar.
-Uyanmasınlar, onlara duydugum saygıdan degil, uykuya duydugum saygıdan diyorum sana bunu. Uyku kutsaldır çünkü, uyku bir insanın en temiz anıdır. Uykudan yeni uyanan insan uyku kokar.
-Ve sen onu koklarsan, gidemezsin. Gidersen gelmeye yüzün olmaz. Bu yüzden istemiyorsun degil mi uyanmalarını ? Korkak.
-Ben korkmuyorum minik adam. Ben sadece gidiyorum. Bunu zorlaştırma, olur mu ? dedim.
Bir anda kayboldu. Gözlerimdeki okları çıkarmak istedim, gözlerim acıyordu. Beceremedim. Göz kapaklarım, kapanmıyordu. Kapansa belki bir berrak su tanesi damlayacaktı, belki nehirler akacaktı. Kapanmadı ama. Kör olana kadar bakmak zorundaydım artık. Bana karışmayacagını söyleyen minik adam, yine yapmıştı yapacagını. Bana karışmadan, zorunda bıraktı.
-Sersem. dedim. 13’ünde görüşürüz.
Beyefendi,
Bagışlayın beni. Farkındayım olup biten her şeyin. Büyük bir kabullenemeyiş sadece benimkisi. Ne sevgimi kabullenebiliyorum, ne sevmeyişinizi. Beyefendi, ateşinizi alabilir miyim ? Teşekkür ederim. Anlatıyordum degil mi ? Daha dogrusu çabalıyordum haybeye, her zamanki gibi. Belki de hiçbir zamanki gibi. Siz alışıksınız benim bu hallerime. Bilirsiniz, beni bıraksanız şarkı söylemeye başlarım ben, bir yandan da yürürüm. Zamanın bir ehemmiyeti yoktur benim için. Saatler o yüzden önemsizdir. Nereye gidildigi, nereye varılacagı hiçbir zaman mühim degildir. Yıldızlar vardır, o “yeter”dir. Aklım evvel benim. Siz alışıksınız benim bu hallerime, sizden çok özür dilerim.
Bagışlayın beni. Bazen kendimi sizi düşünürken buluyorum. “Alıp gitsem ya onu” diyorum. Siz genellikle 3. tekil zatsınız benim için. Belki de ilk defa size “siz” diyorum. Belki de ilk defa size anlatıyorum. Kafanızı bulandırmak istemem, benimki hepimize yetecek kadar bulanık zira. İşte bazen kendimi “Alıp gitsem ya onu” derken buluyorum. Peşinden bir soru beliriyor; “Nereye ?” Önce bir tereddüt ediyorum, çünkü ben de bilmiyorum. Sonra “Nereye ?” sorusunun önemsizligini farkediyor ve “Nereye olursa” diyorum. Sonra benimle gelmeyeceginiz geliyor aklıma. “Gelmez ki benimle” diyorum. Her şey apaçık aslında. Kimseyi kandırmıyorum. Kendimi bile. Farkındayım olup bitenin. Ama bagışlayın beni, o kadar çok kırıldım ki, tek çocuk yanım yanınızda sıkışıp kalmış. Bagışlayın lütfen, affedin beni. Sade çocukluk benimkisi.
“Hatırlar mısınız bir gün” diye başlamak istemiyorum cümlelerime. Bilemiyorum, belki de ben hatırlamak istemiyorum. Ama biliniz ki, en çok rüyalarım acıtıyor beni, siz degil. Rüyalarımı hatırlıyorum çünkü, hem de hepsini. Sizse her sabah unuttugum, her gece bana hatırlatılan bir düşten ibaretsiniz benim için. Hepsi bu kadar. Sizi, size dokunamayacak kadar çok sevdim ben. Ama en çok kokunuzu sevdim. Ve inanın, ben farkındayım her şeyin. Bu satırları hiçbir gün okumayacagınız gibi gerçeklerin.
Büyük bir kabullenemeyiş sade benimkisi. Ne sizi sevmeyişimi kabullenebiliyorum, ne sevginizi.
Çok özür dilerim,
sanırım ben sizi “biraz” sevdim.
c.
buralarda bir takım harfler olması gerekiyordu, o harflerin bir araya getirdigi sözcükler. bilirsin, olmayınca olmuyor bazen.
bir ev var aklımda. karanlık. küçük. bi de kedi var o evde. hayır, başka bir evden bahsediyorum. iki tane de kanepesi var bunun. küçük bir mutfak, bir de tuvalet.
tuvalete lavabo diyen insanlardan genellikle hazetmiyorum. aslında -geregi olmayan- kimilerince zorunlu bir kibarlıgın düşürdügü komik durumdan öteye gitmiyor bence. o yüzden biri “lavaboya gidiyorum” diyince, yüzümde sarkastik bi gülümseme oluşuyor. çünkü tuvalettir orası. lavabo ellerini yıkadıgın yerdir. lavaboya işemek başka bir hayvanlıktır. bürünmeye çalıştıgın kibarlık kisvesinden çokça uzaktadır hem de. “işemek” ya da “çiş yapmak”, dünya üzerindeki en dogal davranışlardan biridir. bu da, dünya üzerindeki çogu canlının ihtiyacı olmasından kaynaklanır. hayvanlar işer, insanlar da.
o ev. geri dönelim o eve. pek mümkün degil aslında. ama ben biraz anlatayım. güneşin dogdugunu farkedemedigin o evde ilk uyandıgımda, akşamdı. ışıgı çok almamasından mütevellit, saati kontrol etme ihtiyacı hissetmiştim. elimde olsa bütün saatleri kontrol ederim. saatleri kontrol edip, zamanı kırarım. her neyse. sabah yatmıştım aslında. en azından saat bana saatin 7 oldugunu söylemişti. buna ragmen uyandıgımda havanın kararmış olmasına, daha anlaşılır bir biçimde söylemek gerekirse “akşam” olmuş olmasına şaşırdım. çünkü ben yanımda biri varken uyuyamazdım. benim için çok tuhaf olan bu durumun beraberinde getirdigi bi huzur vardı üzerimde. her bir hücremde hissedebiliyordum bunu. ne tuhaf. soyut sandıgımız her şey, belki de gereginden fazla, somut.
bir kaç “miyav” eşliginde yataktan kalktım. hazırlanmam, sonra da gitmem gerekiyordu. o anda, aslında müzik dinlemek istedigimi farkettim. bir şarkı açtım. onu mırıldanırken bi sigara sardık.
…
bazen olur ya hani, anlatmak istersin, ama beceremezsin. sonra bir şarkı duyarsın. senin anlatmayı bile beceremedigin şeyi eksiksiz ve kusursuz anlatır. yetmezmiş gibi, dagıtır. dagılırsın.
he işte, benim için o şarkı, bu şarkı.
gülüşü güzel olan kadınlar var.
oysa ki ben, dünyanın en sevilmeyen kadınları listesinde ilk 10’a oynuyorum.
oysa ki yollar vardı nereye götürdügünün bir önemi olmayan. tek önemi “olması” olan yollar vardı ve tam da o gün, gökyüzü pembeden laciverte dönerken, gökyüzü -de- artık toprak kokarken, yıldızlar daha çok yandıgı için daha çok parlarken, bir anda, bitti.
Günün filmi olsun. Günün sahnesi olsun. Günün tiradı olsun. Ama sadece bugünün olsun. Daha fazlasına dayanamam.
daralandakısapaslaşmalar.
- Akvaryumda balık olucaktım ben.
- Damatlık giymemiş bir damadın gelini olucaktım.
- Çok iyi bir anne olucaktım.
- En önemlisi, küçük bir evde, en önemsiz şey olucaktım.
Onun yerine, bir müptezelin en büyük bagımlılıgı oldum.
Sonra ne mi oldu ?
öldük.
Her gece oturup tek tek saçlarımı saymaya başlıyorum. Karıştırmadan hiçbirini, tek tek. Sonrasında duruyorum. Durdukça durasım geliyor. Durmamam gerektigini farkedip, saçlarımı yoluyorum. Tek tek. Tel tel yoluyorum saçlarımı. Gücüm yettigi kadar acıtarak yapıyorum bunu. Sonra bir sigara yakıyorum. Sonra biraz küfrediyorum. Biraz sövüyorum gelmişe, geçmişe ve gelecege. Gelmesin diyorum. Gelmesin, siktirsin gitsin. Sonra sigaram bitiyor. Ben saçlarımı saymaya başlıyorum. Birileri saçlarımı çok seviyor elbet, onlara inat saçlarımı yoluyorum. Tek tek. Tel tel. Sonra bir sigara daha yakıyorum. Sonra sövmeye başlıyorum. Gelmişe, geçmişe, gelecege. Gelmesin diyorum. Siktirsin gitsin. Sonra napıyorum biliyor musun ? Dur ya, anlatmıştım.

